Yaşam Ağacı

Yaşam ağacı birçok kültürde karşımıza çıkar. Antik İran, Antik Mezopotamya, Antik Çin, Antik Avrupa, Kuzey Avrupa, Antik Amerika uygarlıklarında, İslam dininde, Bahai, Budizm ve daha birçok farklı din ve mitolojide yer alır. Bu kadar yaygın olan Yaşam Ağacı nedir? Neden bu kadar önemlidir?

Yaşam Ağacı ve Kutsal Kitap:

Kutsal Kitap’ın ilk bölümü olan Yaratılış kitabında, Tanrı Adem ve Havva’nın dünyada yaşaması için Aden Bahçesi’ni yarattıktan sonra onlara her türlü ağacın meyvesinden yiyebileceklerini söyledi. Tanrı Aden Bahçesi’nin ortasına Yaşam Ağacı’nı ve iyiyle kötüyü bilme ağacı dikmişti. Bu sayede Adem ve Havva’nın iki seçeneği vardı. Yaşam ağacından alıp Tanrı’ya güvenerek sonsuz yaşama sahip olabilirlerdi ya da Tanrı’ya güvenmeden, kendi bilgeliklerine güvenerek yaşayabilirlerdi. Ancak iyiyi ve kötüyü bilme ağacının sonucu ölümdü. Adem ve Havva, iyiyi ve kötüyü bilme ağacından yiyerek Tanrı’ya karşı gelmişlerdi ve Tanrı bunun karşılığında onları Aden Bahçesi’nden uzaklaştırıp yaşam ağacını ulaşmalarına engellemişti. Bu yüzden biz insanlar olarak tamamen aklanmadan yaşam ağacına, dolayısıyla sonsuz yaşama sahip olamayacağız.

Yaşam Ağacı daha sonra Kutsal Kitap’ta, Süleyman’ın Özdeyişleri’nde karşımıza çıkar:

Bilgelik yaşam ağacıdır ona sarılanlara,
Ne mutlu ona sımsıkı tutunanlara! (Süleyman’ın Özdeyişleri 3:18)

Doğru kişinin işleri yaşam ağacının meyvesine benzer,
Bilge kişi insanları kazanır. (Süleyman’ın Özdeyişleri 11:30)

Okşayıcı dil yaşam ağacıdır,
Çarpık dilse ruhu yaralar. (Süleyman’ın Özdeyişleri 15:4)

Süleyman’ın Özdeyişleri’nde görüldüğü gibi Tanrı’ya, Tanrı’nın bilgeliğine ve yasasına tutunanlar, Tanrı’ya sadık olanlar doğruluk içerisinde olacaklar, bilgelik ve sevgi sözleri söyleyecekler. Bu şekilde Tanrı insanlara esenlikli ve uzun bir yaşam verecektir. Tıpkı Yaşam Ağacı’ndan yer gibi.

Eski Antlaşma, Yeni Antlaşma’daki ve ileride gelecek olan Yaşam Ağacı’nın bir gölgesi gibidir. Yeni Antlaşma’daki İbraniler kitabında yazılmış olduğu gibi: “Kutsal Yasa’da gelecek iyi şeylerin aslı yoktur, sadece gölgesi vardır.” (İbraniler 10:1).

Vaat:

Kutsal Kitap’ın son bölümü olan Vahiy kitabına baktığımız zaman onun gelecek çağa, yani Mesih’in ikinci gelişine odaklandığını görürüz. Vahiy yazarı Yuhanna, tam bu geleceği gösteren resimde yaşam ağacını görür.

Kulağı olan, Ruh’un kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene Tanrı’nın cennetinde bulunan yaşam ağacından yeme hakkını vereceğim.” (Vahiy 2:7)

Dünyaya ve gidişatına yenilmeyen, Tanrı’ya inanan, tövbe eden ve İsa Mesih’in çarmıhtaki fedakarlığıyla aklanan, sadık olan herkes; cennette tekrar Tanrı’nın yaşam ağacını görecek ve onun meyvesinden yiyecektir.

Adem ve Havva’yla günah ve ölüm dünyaya nasıl girdiyse; İsa Mesih de çarmıhtaki ölümü ve dirilişiyle günahı ve ölümü yenmiştir. İsa Mesih aracılığıyla bahçeye tekrar dönüp yaşam ağacından yiyebileceğiz.

Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir. Herkes nasıl Adem’de ölüyorsa, herkes Mesih’te yaşama kavuşacak. Her biri sırası gelince dirilecek: İlk örnek olarak Mesih, sonra Mesih’in gelişinde Mesih’e ait olanlar. Bundan sonra Mesih her yönetimi, her hükümranlığı, her gücü ortadan kaldırıp egemenliği Baba Tanrı’ya teslim ettiği zaman son gelmiş olacak. Çünkü Tanrı bütün düşmanlarını ayakları altına serinceye dek O’nun egemenlik sürmesi gerekir. Ortadan kaldırılacak son düşman ölümdür.” (1. Korintliler 15:21-22)

Kutsal Kitap’taki son bölüme, yani Vahiy 22. bölüme baktığımızda yaşam ağacından tekrar bahsedildiğini görüyoruz:

İşte tez geliyorum! Vereceğim ödüller yanımdadır. Herkese yaptığının karşılığını vereceğim. Alfa ve Omega , birinci ve sonuncu, başlangıç ve son Ben’im. Kaftanlarını yıkayan, böylelikle yaşam ağacından yemeye hak kazanarak kapılardan geçip kente girenlere ne mutlu!” (Vahiy 22:12-14)

Yaşam Ağacı ve Cennet:

Görüldüğü gibi yaşam ağacı Kutsal Kitap’ta temel bir yere sahip. Tüm tarih aslında, günahlarımızdan dolayı uzaklaştırıldığımız Aden bahçesindeki yaşam ağacından, Tanrı tarafından yenilenecek olan Aden bahçesine olan yolculuktan ibarettir. Ancak bu yolculuğun ortasında, İsa Mesih’in çarmıhta ölümüne giden yolda tutuklanmasından önce dua ettiği Getsemani Bahçesi var. Getsemani Bahçesi’nde dua eden İsa Mesih’in, çarmıhta günahlarımızı kaldıran ölümü ve dirilişiyle, günah ve ölüm üzerinde zafer kazanıldı. Bu sayede yenilenen Aden bahçesine gitme hakkı bize bağışlanıyor.

Ortasında Yaşam Ağacı’nın bulunduğu küçük bir bahçeyle başlayan yolculuk, İsa Mesih aracılığıyla kurtulanların Yaşam Ağacı’nın bulunduğu büyük bir kentte, göksel bir kentte bitecek. Hristiyanların umudu tam da budur.

Esen Kalın

Annelik Ve Babalık

İncil’e Göre: Annelik ve Babalık

İncil’e göre, annelerin ve babaların çocuklarını nasıl büyütmeleri lazım? Birçok ayet bu konudan bahsetse de bir tanesi çok güzel bir şekilde özetliyor: “Ey babalar, siz de çocuklarınızın öfkesini uyandırmayın. Onları Rab’bin terbiye ve öğüdüyle büyütün.” (Efesliler 6:4). Bu ayetten ne öğrenebiliriz?

Öncelikle, bu ayet kime hitap ediyor? Babalara. Tabii anneler de bu buyruğa uymalı. Fakat bu ayet babaların çocuklarını büyütme görevi olduğunu belirtiyor. Bugünlerde bu görev bazen sadece annelere yükleniyor. Ama hem annelerin hem de babaların farklı sorumlulukları vardır.

Öfkesini Uyandırmayın!

Ayetin ilk buyruğu şudur: “…çocuklarınızın öfkesini uyandırmayın”. Babalar ve anneler çocuklarına sık sık öfkeleniyor. Ama İncil’e göre bu işe yaramaz. İncil diyor ki, “İnsanın öfkesi Tanrı’nın istediği doğruluğu sağlamaz.” (Yakup 1:20). Belki annesi veya babası öfkelendikten sonra, çocuk korkudan susuyordur. Ama kalbinde ne oluyor? Kendi öfkesi uyanıyor. Öfke bir çocuğun yüreğini Tanrı’ya ve Tanrı’nın istediği doğruluğa yöneltmiyor.

Babaların ve annelerin çok sabırlı olmaları lazım. Tabii çocuk büyütmek çok zor bir iş ve öfkelenmemek zor olabilir. Ama İncil diyor ki, “Sevgi sabırlıdır…kolay kolay öfkelenmez…” (1. Korintliler 13:4-5). En iyi sabır örneği Tanrı’dır. Kutsal Kitap defalarca şunu diyor: “RAB lütufkâr ve sevecendir, tez öfkelenmez, sevgisi engindir.” (Mezmurlar 145:8). Tanrı bizim göksel Babamızdır. O bizi seviyor ve bize karşı çok sabırlıdır.

Rab’bin Terbiyesiyle ve Öğüdüyle Büyütün

Babalar ve anneler çocuklarına öfkelenmek yerine onlara yüz verip onları şımartmalı mı? Hayır. Ayetin ikinci buyruğu şöyle diyor: “Onları Rab’bin terbiye ve öğüdüyle büyütün”. Çocukları terbiye etmek, onlara öfkelenmekle aynı şey değildir. Öfkenin aksine, terbiye doğruluğu sağlar. “Terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir.” (İbraniler 12:11) Dolayısıyla babaların ve annelerin öfkelenmeden, sevgiyle çocuklarını terbiye etmeleri lazım.

Sadece terbiyeyle değil, babaların ve annelerin çocuklarını, Rab’bin öğüdüyle büyütmeleri gerek. Tanrı yasayı İsrail halkına verdikten sonra şöyle dedi: “Sözlerimi çocuklarınıza öğretin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin.” (Yasa’nın Tekrarı 11:19). Babalar ve anneler Tanrı’nın sözünü çocuklarına öğretmeliler. Kutsal Kitap diyor ki, “Çocuğu tutması gereken yola göre yetiştir, yaşlandığında o yoldan ayrılmaz.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 22:6).

Bunu Göksel Babamızdan öğrenebiliriz. O bizi terbiye ediyor ve öğüt veriyor. “Babalarımız bizi kısa bir süre için, uygun gördükleri gibi terbiye ettiler. Ama Tanrı, kutsallığına ortak olalım diye bizi kendi yararımıza terbiye ediyor.” (İbraniler 12:10) Tanrı, çocukları olarak bizi seviyor. O bizi öfkelenmeden, sabırla terbiye ediyor ve bize öğretiyor (Yuhanna 6:45, 1. Selanikliler 4:9). Biz de O’nun yaptığı gibi yapalım.

Esen Kalın

İyi Haber

İyi Haber Nedir?

Bir haberi iyi haber yapan nedir? “İyi” kavramı sübjektif değil midir? Herhangi bir şeyin iyi olup olmaması, çoğu zaman kişiden kişiye değişir. Aynı şey, ”haber” için de geçerlidir. Birisi için iyi olan şey başkası için kötü olabilir. Bir başkası için de alakasız olabilir. Peki, “iyi haber” gerçekten nedir?

Şöyle örnek verelim: Arjantin ve Brezilya maçı olduğunu düşünelim. Arjantin maçı kazanıyor ve dünya şampiyonu oluyor. Bu haber Arjantinliler için iyidir; Brezilyalılar içinse kötüdür. Arjantinli veya Brezilyalı olmayanlar ya da futbolla ilgilenmeyenler için ise alakasız bir haberdir.

İncil ve İyi Haber:

İncil için orijinal dilde Evangelion, yani, Müjde ya da İyi Haber kavramları kullanılır. O zaman İncil’i İyi Haber yapan şey nedir?

Hristiyan dünya görüşüne göre iyi haber şudur: 2000 yıl önce Tanrı çok önemli işler yaptı ve bunun sonucunda dünya artık eskisi gibi değil. Herkes bu iyi habere ortak olmaya davetlidir.

Peki Tanrı 2000 yıl önce ne yaptı? Tanrı, İsa Mesih’in hizmeti, sadakati ve çarmıhtaki fedakarlığı aracılığıyla insanları günahlarının sonucundan kurtardı. İyi haberin merkezinde tam da bu var. Dünyanın yaratıcısı Tanrı, İsa Mesih aracılığıyla öyle derin bir şey yaptı ki dünyanın içerisinde bulunduğu durumun tamamen değişmesi için ilk ve en büyük adımı attı. İnsan özünü alan Tanrı çarmıhta günahın ve ölümün insanlar üzerindeki yetkisini ve gücünü kırdı. Bu şekilde, daha sonra gelecek olan nesiller, bu işlerin tam ortasında yer alan İsa Mesih’e bakıp O’nda kalıp bu iyi habere ortak olabiliyor.

İyi Haberin Kaynağı:

İyi haberin kaynağında, merkezinde İsa Mesih vardır. İsa Mesih’in dünyadaki hizmeti, mucizeleri, karakteri, öğretişleri, çarmıhtaki fedakarlığı, ölümü ve dirilişi vardır. İsa Mesih’i bu iyi haberden çıkardığımız zaman elimizde sadece boş teoriler, 2000 yıl önce olmuş alakasız olaylar dizini kalıyor. Bu iyi habere halen dinamik bir şekilde bizi ortak eden asıl kaynak, İsa Mesih’tir.

İyi Haberi Kabul Etmek:

İyi haberi kabul etmek dünya görüşümüzü kökten değiştirmek anlamına gelebilir, ki bu tabi ki de zor bir şeydir. Bunun için tövbe etmemiz ve kendi yolumuzdan dönüp İsa Mesih’in yoluna girmemiz gerekir. Yaratıcımızın, günahlarımızdan dönüp İsa Mesih’in çarmıhı aracılığıyla günahlarımızın bağışlanması için bize tövbe etme olanağı vermesi, iyi haberin önemli bir parçasıdır.

İyi Haber’e Dahil Olmak:

İyi haberin bir başka boyutu da bizi buna dahil etmesidir. Peki iyi habere nasıl dahil olabiliriz? İyi haber sadece bizi daha iyi bir insan yapma amacı taşımaz. Tabi ki hayatımıza dikkat edip iyilik yapmalıyız ve Tanrı’nın kurallarına uymalıyız. Ancak Tanrı, İsa Mesih aracılığıyla yaptığı inanılmaz işlerinde bizi sadık bir hayata çağırır ve  en önemlisi bize umut verir. Tanrı, İsa Mesih’le yeni şeyler yaparken bir şeyi hedefler. Yaratmış olduğu mükemmel yaratılışa dönüş ve O’nun egemenliğinde, O’na benzer yaşamlar yaşamamız. Yeryüzünde O’nun kahinler topluluğu olarak, O’nun yaradılışıyla ilgilenip tüm yaratılışı Tanrı’ya yaklaştırmaktır. 2000 yıl önce önemli olaylar oldu, bugün bu geçmişe dahil olup hayatımızı ona göre yaşıyoruz; ancak ileride tamamen pekişecek olan Tanrı’nın egemenliğine bakıyoruz.

Peki siz bu iyi haberin neresinde yer alıyorsunuz? Size bahsettiğimiz bu dönüm noktası sizin için iyi bir haber mi, kötü bir haber mi ya da alakasız bir haber mi?

Esen Kalın

Cennet Nedir?

Görünmeyen şeyler var mıdır? Oksijen, yerçekimi veya bu makaleyi okumak için kullandığınız WiFi sinyalini düşündüğünüzde cevap açıktır. Peki, bilimsel olarak ölçülemeyen görünmez gerçeklere ne dersiniz? O zaman, aşkı, onuru, adaleti ya da umudu düşünün.

Peki, görülemiyor olsa da tamamen gerçek olan manevi bir dünya olabilir mi? Bu tam olarak İncil’in öğrettiği şeydir, “Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır.” (2. Korintliler 4:18). Ve bu görünmeyen gerçekliklerden biri, cennettir.

Cennetin varlığını İstanbul’un varlığını kanıtladığımız gibi kanıtlayamıyorsak bile, bu, cennetin kurgusal olduğu anlamına gelmez. Elbette, cennetin varlığı nihayetinde inanca bağlıdır. Kör ya da mantıksız inanca değil, ancak yine de inanca bağlıdır. İbraniler’in yazarının belirttiği gibi, “İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır.” (İbraniler 11:1).

Hristiyanlar temelde cennete inanırlar, çünkü cenneti açıkça anlatan İncil’e inanırlar. Tanrı Sözü’ne güvenebilirsiniz. Genellikle kitaptaki kelimelerden daha kesin, daha doğrulanabilir, daha etkileyici bir şey isteriz. Yine de Petrus bize İncil’in, ne denli kesin olduğunu söyler: “Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılar’daki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler.” (2. Petrus 1:19 -21).

Dolayısıyla, Kutsal Yazılar bize cennet hakkında bilmek istediğimiz her şeyi anlatmasa da, bilmemiz gereken her şeyi bize söylerler. Tanıklıkları eksiksiz, tam ve yeterlidir.

Cennet Gerçek mi?

Cennet, çoğumuz için tanıdık bir fikir, ama tam olarak nedir? En basit haliyle, Tanrı’nın yaşadığı yer. Rab’bin Duası’nda, “Cennetteki Babamız” yazdığını görüyoruz. Şimdi, bu, Tanrı’nın başka yerde olmadığı anlamına gelmez; Tanrı her yerde mevcut. Ancak cennet, Tanrı’nın varlığıyla benzersiz bir şekilde kutsamayı beklediği bir yer. Hazinemizin yeri, evimiz, mirasımız ve saklı ümidimiz.

Belki de, “yer” kelimesini kullanmaya devam ettiğimi farkettiniz. Bunun nedeni cennetin yalnızca bir kavram ya da zihinsel bir kurgu değil; gerçek bir, “yer” olmasıdır.

Babam’ın evinde kalacak çok yer var. Öyle olmasa size söylerdim. Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum. Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım.” (Yuhanna 14:2-3)

İsa bunları söyledikten sonra, onların gözleri önünde yukarı alındı. Bir bulut O’nu alıp gözlerinin önünden uzaklaştırdı. İsa giderken onlar gözlerini göğe dikmiş bakıyorlardı. Tam o sırada, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında belirdi. “Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?” diye sordular. “Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.” (Elçilerin İşleri 1:9-11)

Kutsal Ruh’la dolu olan İstefanos ise, gözlerini göğe dikip Tanrı’nın görkemini ve Tanrı’nın sağında duran İsa’yı gördü. “Bakın” dedi, “Göklerin açıldığını ve İnsanoğlu ‘nun Tanrı’nın sağında durmakta olduğunu görüyorum.” (Elçilerin İşleri 7:55-56)

Cennet Nasıl Bir Yerdir?

Öyleyse, Hıristiyanlar olarak nihai umudumuz bu dünyadan ayrılmak değil, bu dünyanın Tanrı tarafından restore edilmesidir. Aslında anlatılmak istenen bizim bu dünyadan ayrılıp Tanrı’nın egemenliğine gitmemiz değil; Tanrı’nın egemenliğinin bu dünyaya gelmesidir. Bu yüzden Rabbin Duası’nda şöyle dua ederiz: “Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi yeryüzünde de senin isteğin olsun.” Bu nedenle Kutsal Yazılar gelecekteki evimizi somut ve maddi terimlerle, “yeni gökler ve yeni bir dünya” olarak resmetiyorlar. Başka bir deyişle, tamamen ruhsal bir dünyada dinlenmeyeceğiz. İyi ve güzel Tanrı’nın sonsuz mucizelerinde koşuyor, çalışıyor, enstruman çalıyor, şarkı söylüyor, gülüyor, dinleniyor ve canlanıyoruz.

Bu yüzden cennetteki sonsuzluktan bahsederken aslında hatırlamamız gereken yeni gök ve yeni yeryüzünün, Tanrımız ve Kralımızın huzurunda sonsuz, sürekli artan bir sevinç dünyası olduğudur.

İçsel Kanıt:

Kutsal Kitap’ın Vaiz bölümüne göre Tanrı, insanların kalbine sonsuzluğu koymuştur (Vaiz 3:11). Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmış olan bizler, ebedi yaşam için doğuştan özlem ve kapasiteye sahip sonsuz varlıklarız. Sonsuz bir yaşam için yaratıldık.

İnsanlığın bitmeyen, sonsuz mutluluk arzusu doyumsuz ve yadsınamaz boyuttadır. Dünyanın en başarılı, zengin, ünlü insanlarının yaşadığı derin huzursuzluk ve memnuniyetsizliği düşünün. Her şeye sahiptirler ancak bir şeyler hep eksiktir. Hollywood yıldızı Jim Carrey’nin bir zamanlar söylediği gibi: “Herkesin zengin ve ünlü olmasını ve hayal ettiklerini yapmalarını, böylece bunun asıl cevap olmadığını görmeleri gerektiğini düşünüyorum”.

Aynı şekilde ünlü Fransız düşünür Blaise Pascal da şöyle der: “Her insanın kalbinde yalnızca Tanrı’nın doldurabileceği bir boşluk bulunur”.

Yüzüklerin Efendisi’nin yazarı J. R. R. Tolkien, ”Peri Masalları Üzerine” ismini verdiği bir denemesinde, insanların masalları bu kadar sevmesinin temelinde yatan nedenleri irdeler. Tolkien’e göre masallarda insan ruhuna hitap eden özellikler bulunur. Bunlar; kahramanca fedakarlıklar, zamanın dışına çıkmak, insan olmayan varlıklarla ilişki içerisinde olmak, kötülük üzerinde zaferli olmak, ölümden kaçış ve sonsuza kadar süren aşk/sevgi.

Masallar, gerçekçi kurgunun dokunamayacağı arzulara dokunuyor. Entelektüel olarak hiçbir şeyin gerçek olamayacak kadar iyi olamayacağına ne kadar ikna olsak da bu arzularımız bizi bir an bile yalnız bırakmaz. Bizi derinden kemiren bir şüphe ile dünyanın olması gerektiği gibi olmadığı ve gelecekte dünyanın her zaman olduğu gibi bir yer olmayacağı umudu doğurur. İşte masallar bizi, “başka yerlere” götürürken aslında, “burada” bulunan, bizim ayrılamaz parçamız olan duygularımıza hitap ederler. Aslında her şeyin altında yatan ve ruhlarımızın derinliklerinde hissettiğimiz gerçeğe işaret ederler.

Hristiyanlığın güzelliği; İncil’in, Müjde’nin sadece her şeyin altında yatan gerçekliği işaret eden harika bir hikaye değil, ama diğer hikayelerin işaret etmiş olduğu her şeyin altında yatan gerçeklik olmasıdır. İsa Mesih döndüğünde her zaman belirsiz olan, uzak hissettiren ve “gerçek olamayacak kadar iyi” olan şeyler şimdiki zamanda buluşacak, deneyimlerimizi saracak ve bizi neşeyle kaplayacak.

Tolkien’in arkadaşı olan başka bir ünlü yazar, C. S. Lewis bu durumu biraz daha net bir şekilde anlatmıştır: “Eğer kendimizde bu dünyadaki hiçbir şeyin tatmin edemeyeceği bir arzu bulursak, bunun en muhtemel açıklaması bu dünya için yaratılmamış olduğumuzdur”.

Cennetin Açık Kapısı:

İsa Mesih İncil’de şöyle der: “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” dedi. “Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez. Beni tanısaydınız, Babam’ı da tanırdınız. Artık O’nu tanıyorsunuz, O’nu gördünüz.” (Yuhanna 14:6-7)

Cennete giden tek yol İsa Mesih’in kendisidir. O’nun aracılığıyla Tanrı ile barıştık ve O’nun aracılığıyla sonsuz yaşamı kazandık. Bu tamamen İsa Mesih’in lütfu ve çarmıhıyla mümkün olmuştur.

Bilimsel olarak cennetin varlığını (veya yokluğunu) kanıtlayamasak da, bu tamamen mantıklı bir inançtır. Kutsal Kitap güvenilir tanıklığının yanı sıra ruhumuzdaki sönmeyen özlemler gerçekliğini güçlü bir şekilde ortaya koyar ve onaylar.

Sonunda, cennete gidebilecek olmamızın tek sebebi, Tanrı’nın bize gelmek için cenneti terk etmiş olmasıdır. İki bin yıl önce, İsa Mesih’in bedeninde Tanrı, yaşayamadığımız hayatı yaşadı, hak ettiğimiz ölümde öldü ve dirilerek göğe yükseldi; böylece İsa Mesih’i kabul eden herkes sonsuza dek O’nun sayesinde kurtulabilecekti.

Kurtuluş için İsa Mesih’e güveniyorsanız, evrenin Hakimi size bakar ve günahkar olsanız bile sizde lekesiz çocuğunu görür. Bu kurtuluş, sonunda Tanrı’nın vaat ettiği yeni yaratılış, Kutsal Kitap’ta şöyle betimlenmiştir:

Bundan sonra yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü önceki gökle yeryüzü ortadan kalkmıştı. Deniz de yoktu artık. Kutsal kentin, Tanrı’nın yanından indiğini gördüm. Güveyi için hazırlanmış süslü bir gelin gibiydi. Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim: “İşte, Tanrı’nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar O’nun halkı olacaklar, Tanrı’nın kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21:1-4)

Hiç düşündünüz mü? Cennette olmanızdan dolayı ne kadar memnun olursanız, Tanrı da sizi orada görmekten o derece memnun olacak. Bu heyecen verici bir düşünce değil mi?

Tanrı özlemle sizi bekliyor, ya siz?

Esen Kalın

Tövbe Nedir?

Tövbe kelimesi çoğunlukla hoşumuza gitmeyen bir kelimedir. Yanlış yaptığımızı, doğru yolda olmadığımızı, günahkâr olduğumuzu anlamamızı sağlar ve bu durumlar bizim için çok da pozitif hissettirmeyebilir. Peki bu gerçekten bu kadar ürkütücü bir kavram mıdır?

Günah gerçeği insanlık tarihinin en önemli olgularından birisidir. Adem ve Havva ile başlayan bu günah gerçeği sadece Adem ve Havva’yı değil tüm insanlığın Tanrı’dan ayrılmasına yol açmıştır. İlk günah kavramına baktığımızda aslında bu iki insanın Aden bahçesinde bir ağacın meyvesini yemelerinden çok daha derin bir ayrılık yatıyor. Tanrı evreni ve dünyayı yarattığında yaratılışından sonra Kutsal Kitap şu vurguyu yapmıştır. “Tanrı iyi olduğunu gördü” Burada Tanrı sadece yaratılışının güzelliğini değil ancak ahlaki yönünü de vurgulamıştır. İyi ve kötü dengesinin standardı nedir? Tabi ki de her şeyin yaratıcısı olan Tanrı’dır. Tanrı sadece estetik olarak “güzel”i değil, ahlaki olarak da “iyi”yi vurguluyor.

Tanrı sadece iyiyi yarattı. Adem ve Havva’ya da sadece iyiyi sundu. Ancak seçenek de verdi. İyiyi ve kötüyü Tanrı biliyordu ve onlara sadece iyiyi verdi. Bu konuda O’nunla ve O’nda güvene, imana dayalı sonsuz bir hayata davet etti ve onlara Yaşam Ağacı’nı verdi. Ancak, özgür iradelerinden kaynaklanan bir seçim de verdi. Ya Tanrı’ya güvenip sonsuz yaşam için Yaşam Ağacı’ndan alacaklar ya da kendilerine güvenip “iyiyi ve kötüyü bilme ağacı”ndan yiyeceklerdi. Adem ve Havva seçimlerini, iyiyi ve kötüyü bilme ağacından, yani kendi yollarında aradıkları için günah işlediler, Tanrı’ya hayır dediler ve dolayısıyla Tanrı’yla yolları ayrıldı. İşte günah nasıl Tanrı’yla yolların ayrılması anlamına geliyorsa, tövbe de Tanrı’nın yollarına dönüş anlamına gelir. Aslında Tanrı insanlara şu mesajı veriyor: “Bana dön!” Bu, Tanrı’nın insanlara zorla empoze edebileceği bir şey değil ama insanların kendi hür iradeleriyle seçmesi gereken bir şey. Tanrı’nın bu konuda bir tabi ki de olağanüstü bir planı vardır. Bu plan İsa Mesih’in harika işleriyle gerçekleşir.

İncil’e baktığımızda Tanrı’nın Egemenliği müjdesinin önemli bir noktası da tövbedir. Serüvenin en başında “Tövbe edin! Çünkü göklerin egemenliği yaklaşmıştır!” çağrısını görürsünüz. O zaman Tanrı’nın Egemenliği ve tövbe kavramları birlikte yürür. İncil’in temel mesajı günah dolayısıyla Tanrı’dan ayrılmış olan yaratılışın Tanrı’yla tekrar barışması için İsa Mesih’in yeryüzündeki çağrısı, hizmeti ve en önemlisi çarmıhtaki fedakarlığıdır. İsa Mesih’in çarmıhtaki ölümü ve dirilişi sayesinde O’na iman eden herkese kurtuluş ve yaşam vaadi vardır. Bu da günahkâr olduğunun farkına varıp, tövbe edip İsa Mesih’e iman etmekle gerçekleşir.

Tövbe: Yargı mı, Lütuf mu?

Peki tövbe ve İsa Mesih’e imanla aklanıyorsak, o zaman bir kere tövbe edip istediklerimizi yapabilecek miyiz? Kesinlikle hayır! Tövbe sadece bir kere başvurabileceğimiz bir kavram değildir. Ne kadar kötü olduğunun farkına varıp, pişman olmaktan da ibaret değildir. Hayatımızı istediğimiz gibi yaşayıp arada bir ağzımızla “evet, bu konuda günah işledim” demek de değildir. Tabi ki bütün bunlar değerli ve gerekli yaklaşımlar ya da değişimlerdir. Ünlü bir söz vardır: “Kendi yanlışlarımızdan dönmeden Doğru Olan’a dönebileceğimizi düşünmek saçmalıktır!” Ancak tövbenin çok daha derin bir anlamı vardır.

Tövbe bir yaşam biçimidir. Ufak tefek hatalardan dönmek değil; yolumuzu bütünüyle değiştirmektir. Anlık bir değişim değil, kökten bir değişimdir. Kendi yolumuzdan dönüp Tanrı’nın yoluna dönmektir ve o yoldan yürümeye devam etmek için gayret sarf etmektir. Reform’un ünlü karakteri Luther şöyle der: “Rabbimiz ve Efendimiz İsa Mesih tövbe edin dediğinde, imanlıların bütün yaşamının tövbe olmasını istemiştir”. Tövbe Rabbimizle ilişki için sadece bir kapı değil, bu ilişkiye devam edebilmek için aynı zamanda yoldur.

Bütün bunlar ışığında baktığımızda tövbe o zaman gerçekten de negatif bir kavram mıdır? Hayır, günah yargıyı, tövbe lütfu getirir. Günah ölümü, tövbe yaşamı getirir. Bunun temelinde ise İsa Mesih vardır. Önemli bir kilise babası “Günah işlediğinde utan; tövbe ettiğinde değil

Tövbe etmenin zamanı önemlidir. Günahın farkına vardığımız an tövbe etmeliyiz. Aziz Augustin şöyle der: “Tanrı tövbelerimize bağışlanmayı vaat etmiştir, ertelemelerimize yarınları değil” Dolayısıyla tövbe etmek ertelenmemesi gereken bir olgudur.

Tövbe’nin Pozitif Etkileri:

– Yön Verir: Bize yönümüzü tekrar Tanrı’ya dönme fırsatı verir. Asıl yolculuğumuzun ne olduğunu tekrar görmemizi sağlar. Bazen gerçek yolculuğumuzu bırakıp kendi yollarımızda ilerlemeyi tercih ediyoruz. O zaman uyanıp, kendimize gelip yönümüzü tekrar Tanrı’ya dönmek için bize çok güzel bir fırsat sağlar.

– Motivasyon Verir: Bizi iman yaşamımızda devam etmemiz, Tanrı’ya güvenmemiz, Pavlus’un dediği gibi yarışı tamamlamamız için motivasyon verir. lütuftur. Yeni bir sayfadır. Mesih’in çarmıhtaki zaferini hatırlatır. Bir adım daha gidebilmemizi sağlar. Güçsüz olduğumuzda Tanrı’nın gücü bizde tamamlanır.

– Amaç Verir: Bizde yaşam amacımızı yenilememize yardım eder. Hatırlamamıza ve nedenimizi tekrar ve tekrar bulmamıza yardım eder. Eğer neden sorusuna cevap veremiyorsak hayatımızın bir noktasında tövbe bizim bunu tekrar hatırlamamızı sağlar.

– Değiştirir: Bizim kendimizi biraz daha tanımamız için fırsattır. Bizi İsa Mesih’in benzeyişine dönüşmeye, O’nun ışığını ve suretini yansıtmamıza yardımcı olur. İsa Mesih’in istediği gibi tuz ve ışık olmamız için bizi biraz daha teşvik eder. Davranışlarımızın, tutumlarımızın, düşüncelerimizin, sözlerimizin değişmesine yardımcı olur.

– Durdurur: Tövbe hayatımızda durmamız, beklememiz, sabretmemiz, Tanrı’ya bırakmamız, O’na güvenmemiz ya da tamamen terk etmemiz gereken her şeyde bize yardımcı olur. Tövbede Kutsal Ruh etkindir. Tövbe aracılığıyla O’na danışırız ve O’nun bizi yönetmesine izin veririz. Bizi durdurmak istediği yerde durmamıza yardımcı olur.

– Hareketlendirir: Bazen de tembellik yapıyoruz ve artık harekete geçmemiz gerekiyordur. Tanrı’nın hepimiz için planları var. Bu bir hizmet olabilir, ya da aktif olarak rol almamız gereken herhangi bir şey olabilir. Bireysel ya da grup olarak olabilir. Bu durumda tövbe aracılığıyla Kutsal Ruh bize konuşur ve bizi hareketlendirir.

Son olarak, tövbenin başka bir boyutu daha vardır. Çoğu zaman tövbe bize sanki geçmiş zamanla ilgili bir kavrammış gibi gelir. Aslında gelecek demektir. Nereye baktığımızla, nereye gittiğimizle ilgilidir. Hayatımızda “Ne? Neden? Nasıl?” sorusunun ne kadar farkında olduğuyla ilgilidir. Cesaretle ileri bakmaktır. Daha sağlıklı büyüme, daha sağlıklı yaşam demektir. Tövbe uyanmak, uyanık kalmak ve belki de bir daha uyumamak için gerekli bir yaşam biçimidir.